|
KASTAMONU FOTOGRAF SERGİSİ
TARİH: 6 EKİM 2009 SAAT: 18:00
YER : BAŞBAKANLIK BASIN YAYIN ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
BALGAT/ ANKARA
“Sarışın bir kurda benziyordu. Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı. Yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi, durdu. Bıraksalar ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlayacaktı.”
Gözü cephede, kulağı İnebolu’daydı.
Mavi gözleriyle, top mermilerinin gecenin karanlığına bıraktığı kızıllığı gördü.
Kulağı İnebolu’daydı...
Mavi çakmak gözler cepheye bakıyordu.
Şimdi...
Şimdi bizim gözümüz Kastamonu’da.
O kağnıların geçtiği topraklarda.
Ağaçlar, toprak, kuşlar yaşamıştı buradan geçen kağnıları.
Yaşamıştı küçücük bebelerin bir parça beze sarılıp, gecenin karanlığında ilerleyişini.
Bu günleri bize yaşatmak içindi.
Bağımsızlık için.
Bu cümleye, kağnısıyla cevap veren Şerife Bacıların öyküsü...
İsimleri unutulan ama uğraşları unutulmayanların öyküsü...
Gemilerle gelen cephanenin kağnılarla cepheye taşınmasının öyküsü.
Gecenin karanlığında...
Gecenin ayazında...
Kağnı tekerleklerinin bile sesinin duyulmadığı gecenin sessizliğinde...
Şimdiki tarihlerde unutturulmaya çalışılan bir destanın öyküsü...
Ama bu destan ne unutulacak gibi ne de unutturulacak gibi...
Yürüyorlardı...
Ankara’dan...
Samsun’dan...
İzmir’den...
Trabzon’dan...
Mersin’den...
İstanbul’dan...
Antalya’dan...
Gelenler Kastamonu’dan yola çıkmıştı bile...
Adımlar hızlandı, güneş yükselmeye başladı...
Ağaçlar yürüyenlere selam durdu.
Doğanın yıllara şahitliği idi, yeniden yaşanılanlara bakarak.
Sessiz bir selam, kuşların ötüşlerinin bile duyulmadığı...
Yıllar önce; kağnılar yürüyordu İnebolu’dan Ankara’ya doğru...
Bebeler annelerinin sırtında...
Bebeler annelerinin sütü kesilmiş memelerinde...
Kağnılar sessiz...doğa sessiz...
Şimdi torunları yürüyordu, Şerife Bacıların...Halime Çavuşların...isimleri yazılamayanların...isimleri unutulanların...
Sessizliği bozan “ileri” komutuydu.
Adımlar adımlara karıştı, toprak ana sessizliğine...
Yorgun bedenler yeniden dirildi...
Güneş bazen yaprakların arasında bazen de bulutlara gizlendi.
Akşam olduğunda yorgun bedenler yeniden çadırlarını kurdu.
Şimdi gözümüz Kastamonu da.
Vizörden baktığımız, kadraja aldığımız.
Buram buram tarih kokan.
Ağaçların sessiz şahitliğinde.
Bulutların gezginliğiyle...
Geçmişimizi yok edersek;
Ne diyeceğim çocuklarıma, anılarımı anlatırken.
Peki torunlarımın elinden tutup, gezdirirken onlara ne anlatacağım. Ne diyeceğim, “bir zamanlar bizim çocukluğumuzda bak şurada eski bir çeşme vardı...”
Ama o çeşme yok şimdi.
Akşam fotoğrafını gösteririm.
Buraya büyük büyük deden, köyden arabalarla buğday getirirdi, un yapılsın diye. Ve bende onunla gelirdim.
Yüzüm gözüm bembeyaz un olurdu...
Ama dede orada değirmen falan yokkiiiiii....
Evet yok...kocaman bir iş merkezi güneşimi bile kapatan...
Yok...yok..yok...
Tarihimizi geçmişimizi yok etmişiz...
Başka şehirlerde de bu böyle. Burada bir değirmen vardı...
Burada bir fırın vardı...kuyu vardıııııııııı...
Gezdiğim şehirlerin çoğunda hep bu cümleyi duydum: “vardıııııııı”
Ama şimdi yok...
Var olan bir şehir; Kastamonu.
Buram buram tarih. Büyük büyük dedelerin yaşadıklarını rahatlıkla anlatılacağı bir şehir.
Hatta Cumhuriyet burada yaşamış sanki. Burada var olmuş.
Demek ki oluyormuş.
Tarihi doku korunabiliyormuş. Ve geçmiş geleceğe taşınabiliyormuş.
İşte burası KASTAMONU...
Bizler;
Kemal Elitaş
Fatih Surmaz
Eylül Elitaş
Erhan Uçar
Ziver Kaplan
Tüm bunlara şahit olup, vizörümüzden bakarak...
Bir kenti belgelemeye çalıştık.
Ve...
Çalışmamız devam ediyor...
|